Tasavvuf; Ruhen Allah'a ermek, fiziken muhsin, nefsen muhlis ve irade olarak da Allah'a teslim olmak demektir.

Canana canı gönülden ulaşmayı dile.. Mevlana Hz.

Konferans duyurusu: Her Pazar saat 13.00-17.00 arası Konya Tasavvuf  Derneği konferans salonu'nda Şemsi Tebrizi Türbesi yanı. Giriş ücretsizdir.

Sualler ve Cevaplar

SUAL: Şeriat, tarikat, hakikat, marifet mefhumlarını açıklar mısınız?

CEVAP: Şeriat müessesesi, çok yanlış anlaşılan bir müessesedir. Şeriati sadece İslâm hukuku açısından (fıkıh açısından) konulan kaideler olarak değerlendiriyorlar. Oysaki, şeriat hem tasavvufu hem fıkhı birlikte kapsayan bir şemsiyedir. Yani dînin bütünüdür. Allahû Tealâ şeriat konusunda buyuruyor ki:

42/ŞURA-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
Dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiğimiz (farz kıldığımız) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldık.

 

Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine hidayet eder (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Bu âyetteki şeriat müessesesi sadece insanlar arasındaki İslâm hukukunu anlatan bölümden ibaret değildir. şeriat bir bütündür ve Allahû Tealâ açıkça söylüyor: Fırkalara ayrılmamayı temin etmek için konmuştur. Allah’a ulaşmayı dilemekten başlayan, ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimini de içeren tasavvufun ve fıkhın bütününü kapsayan bir müessesedir.

Devamını oku...
İnsan Ruhu Hayattayken Allah'a Ulaşır mı? PDF  Array Yazdır Array  e-Posta
Konya Tasavvuf Derneği - Tasavvuf Kavramları

Biliyoruz ki Allahû Tealâ insana ruhundan üfürmüş. Secde Suresinde diyor ki:

-32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

“Onun (insan adı verilen mahlûkun, Âdem (A.S)’ın içine) içine ruhumdan üfürdüm.”

Bütün insanların bir fizik vücudu vardır. Rüya gördüğümüz zaman aklımızın kumanda ettiği bir nefsimiz vardır. Bir de doğar doğmaz Allah’ın bütün insanlara üfürdüğü ruhumuz vardır. Ruh, nefs ve fizik vücut. Ruh, emr âleminin varlığı, nefs, berzah âleminin varlığı, fizik vücut, zâhirî âlemin yani şu içinde yaşamakta olduğumuz dünya adı verilen gezegeni de muhtevasına alan âlemin varlığı. 3 ayrı vücut, 3 ayrı istikamette hep var oldu. Ne zaman bir rüya görürseniz, rüyayı yaşayan vücudunuz nefsinizdir. Bu dünyada yaşarken, şu anda biz sizinle konuşuyoruz, bu konuşan bizim fizik vücudumuz. Ruhumuzsa Allah’ın bize üfürdüğü ruhu, hamdolsun ki biz Allah’a teslim ettik. Bizim gibi binlerce kardeşimiz de Allah’a teslim ettiler.

Allah’a teslim olma sırasıyla, önce ruhunuz Allah’a teslim olur. Bu, bütün insanlara Allahû Tealâ tarafından verilen bir garantidir. Kim ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse Allah, onun ruhunu Kendisine ulaştırır ve o kişi kendi ruhunu, kendisi, bizatihi ruhunu Allah’a ulaştırmış gibi onun mükâfatını Allahû Tealâ’dan alır. Bir kimsenin ruhunun Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşması demek, nefsinin kalbinde %51 nur oluşacağı cihetle, o kişinin dünya hayatı boyunca yarım mutluluğu (%51 mutluluğu) yaşaması demektir.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ hepinizi çok seviyor. İnsanlar, ruh vücuttan çıkarsa insan ölür zannederek ruhlarını Allah’a ulaştırmaktan vazgeçmişler ve böylece hidayet kavramı yok edilmiş, hidayet yaşanmaz olmuş.

Hidayet, insanın ruhunun vücudundan ayrılarak Allah’a ulaşmasıdır. Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinde buyuruyor ki:

-3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

inne: muhakkak ki

el hudâ: hidayet

hudallâh: Allah’a ulaşmaktır.”

Allahû Tealâ Bakara Suresinde buyuruyor ki:

-2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve lân nasârâ hattâ tettebia milletehum, kul inne hudâllâhi huvel hudâ, ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

“inne: muhakkak ki

hudâllâhi: Allah’a ulaşmak

huve: işte o

el hudâ: hidayettir.”

Burada hep insan ruhunun Allah’a ulaşması söz konusudur. Öyleyse insan ruhu hayattayken Allah’a ulaşır mı? Elbette ulaşır ve ulaştırılması, Allahû Tealâ tarafından üzerimize farz kılınmıştır. Çünkü Allahû Tealâ Fecr Suresinde buyuruyor ki:

-89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

-89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

-89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.

Allahû Tealâ: “Ey ruh! Rabbine rücû et (geri dön).” diyor. Rücû etmek; geri dönmek demektir. Allahû Tealâ: “Geri dönerek Rabbine ulaş.” diyor.

râdıyeten: Allah’tan razı olarak

mardıyyeh: Allah da senden razı olarak

vedhulî cennetî: cennetime gir

fedhulî fî ibâdî: ve o zaman kullarımın arasına gir, Allah’a kul olursun.”

Öyleyse bir insan dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşabilir mi (ruhunu Allah’a ulaştırabilir mi)? Bu konunun âyetlerine beraberce bakalım. Allahû Tealâ ne diyor? Allahû Tealâ Mu’minûn Suresinde uyuruyor ki:

-23/MU'MİNÛN-60: Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûn(râciûne).
Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar, Rab’lerine geri dönenler (ulaşanlar) olduğundan onların kalpleri titrer.

vellezîne: ve onlar

yu’tûne: verirler

mâ âtev: verecekleri şeyi

ve kulûbuhum veciletun: ve onların kalpleri titrer

ennehum: muhakkak ki onlar

ilâ rabbihim: Rab’lerine

râciûn: rücu edeceklerdir (ulaşacaklardır).”

Yani Allahû Tealâ: “Onlar vereceklerini verirler ve onlar Rab’lerine geri dönenlerdir. Onların kalpleri titrer. Onlar Rab’lerine rücû edenlerdir.” diyor.

Allahû Tealâ İnşikak Suresinde buyuruyor ki:

-84/İNŞİKAK-6: Yâ eyyuhel insânu inneke kâdihun ilâ rabbike kedhan fe mulâkîhi.
Ey insan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru (yola çıkarak) cehd ile (nefsinle) cihad edersin. Sonunda O’na mülâki olursun (ruhunu Allah’a ilka edersin, ulaştırırsın).

“Ey insan! Muhakkak ki sen Rabbine varmak için cehd ile cihad edersin ve o zaman Allah’a ulaşırsın (mülâki olursun).”

Yâ eyyuhel insânu: Ey insan!

inneke: muhakkak ki sen

kâdihun ilâ rabbike kedhan: cehd ile Allah’a varmaya çalışırsın (çabalarsın)

fe mulâkîhi: ve O’na mülâki olursun (Allah’a ulaşırsın).”

Allahû Tealâ Suresinin Rûm Suresinde diyor ki:

-30/RÛM-8: E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.

E ve lem yetefekkerû fî enfusihim: Onlar, nefslerinin içinde tefekkür etmiyorlar mı?

ma: şeyi

halakallâhus semâvâti vel arda: Allah semaları (gökleri ve yeri) yaratmıştır.

ve mâ beynehumâ: ve ikisinin (semalarla yer) arasındakileri de yaratmıştır.

Ama Allahû Tealâ bunu neden yaratmıştır?

illâ bil hakkı: Hakk ile

ve ecelin musemmâ: ancak belirlenmiş bir vade ile

ve inne: ve muhakkak ki

kesîran minen nâsi: insanlardan büyük kısmı

bi likâi rabbihim: Rab’lerine mülâki olmayı

le kâfirûn: inkâr ederler.”

Görülüyor ki; Allahû Tealâ ile olan ilişkilerde insanlar, Allah’a ulaşma müessesesinin birer müntesibi. Herkes ruhunu Allah’a ulaştırmakla vazifelidir. Bütün insanların üzerine farzdır. Çünkü Allahû Tealâ bunu farz kılmış, buyuruyor ki: “İrciî ilâ rabbiki: Ey ruh! Rabbine rücû et (geri dön), geri dönerek Rabbine ulaş.”

Âyetlere birer birer baktığımız zaman, âyetlerde aynı sonucu görüyoruz. İster söylediğimiz 1. âyet olsun (Mu’minûn Suresinin 60. âyeti kerimesi): “Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar Rab’lerine geri dönenler olduğu için onların kalpleri titrer.” Yani Allahû Tealâ; “Onların aldığı cezbeler, onların vereceklerini vermeleri sebebiyledir.” diyor. Verecekleri de Allah’a ulaştıracakları ruhlarıdır.

Allahû Tealâ devam ediyor: “Ey insan! Sen Rabbine varmak için cehd ile cihad edersin ve o zaman Allah’a ulaşırsın.” Bütün insanlar Allah’a ulaşmayı dilerler ve zikir yaparlar. Bütün ibadetlerini yaparlar ama burada zikir, en önemli ibadettir. Çünkü zikir, o kişinin nefsinin kalbine Allah’ın nurlarını ulaştıracaktır. Nefsinin kalbinde nurların seviyesine göre kişinin ruhu 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. gök katlarına ulaşacaktır. 7. gök katında 7 tane âlemden geçecek ve neticede Sidretül Münteha’ya ulaşarak oradan Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır. Bu süreç içerisinde o kişinin %100 kapkaranlık, afetlerle dolu olan nefsi, her katta %7 aklanarak, başlangıçta da %2 rahmet nuru alarak %51 yani yarı yarıya, yarıdan da biraz fazla nura ulaşacaktır.

İşte Allahû Tealâ’nın dizaynında bütün insanlar için mutlaka ruhu Allah’a ulaştırmak söz konusudur. Üzerimize farz kılınmıştır.

Allahû Tealâ Hûd Suresinde buyuruyor ki:

-11/HÛD-15: Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a'mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn(yubhasûne).
Kim dünya hayatını ve onun ziynetini (süsünü) isterse (istedi ise) onların amellerini(n karşılığını) orada, onlara öderiz (veririz). Ve onlara, orada (karşılıkları) eksiltilmez.

Men kâne yurîdul hayâted dunyâ: Kim dünya hayatını dilerse

ve zînetehâ: ziynetini (süsünü)

nuveffi: öderiz

ileyhim: ona

a'mâlehum: amellerinin karşılığını

fîhâ: orada

lâ yubhasûn: karşılıklar eksiltilmez.”

Allahû Tealâ Hûd Suresinin bir sonraki âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

-11/HÛD-16: Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr(nâru) ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
İşte onlar, onlar için ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Ve orada (dünyada) yaptıkları şeyler, heba oldu (boşa gitti). Ve yapmış oldukları şeyler bâtıldır (geçersizdir).

“Ulâikellezîne: işte onlar

leyse: yoktur

lehum: onlar için

fil âhıreti: ahirette

illen nâr: sadece ateş vardır. Ateşten başka bir şey yoktur.

ve habita: heba oldu

mâ sanaû fîhâ: ve orada dünya hayatında yaptıkları şeyler heba oldu (boşa gitti).

ve bâtılun mâ kânû ya'melûn: ve yapmış oldukları şeyler bâtıldır (geçersizdir).”

Bir insanın dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşması söz konusudur. Bu ulaşma, ruhun hayattayken Allah’a ulaşması; bütün insanlar için, bütün insanların üzerine farz kılınmıştır. Allahû Tealâ, eğer bir insan ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse onun ruhunu Kendisine ulaştırmayı garanti ediyor. Allahû Tealâ Şûrâ Suresinde buyuruyor ki:

-42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

“Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım.”

Buradaki âyetler hep aynı hedefe yönelik.

“Allah’a hayattayken ulaşılır mı?”nın muhtevasını incelemeye devam ediyoruz.

Allahû Tealâ Yûnus Suresinde buyuruyor ki:

-10/YÛNUS-11: Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi, elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi). Fakat (hayatta iken) Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız.

“Ve lev: ve eğer

yuaccilullâhu: Allah acele etseydi

lin nâsiş: insanlar için

şerresti’câlehum bil hayri: onların hayrı istemeleri gibi acele etseydi.”

“Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi.”

le kudiye ileyhim eceluhum: elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi, gerçekleşirdi).

fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ: fakat Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri isyanları içinde şaşkın bırakırız.

fe: o zaman, ona göre

nezerullezîne: şaşkın bırakırız

lâ yercûne likâenâ: Bize mülâki olmayı dilemeyenleri şaşkın bırakırız.

fî tugyânihim: tuğyanları (isyanları) içinde

ya’mehûn: şaşkın bir halde.”

Allahû Tealâ Ahkâf Suresinde buyuruyor ki:

-46/AHKÂF-29: Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne).
Cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik, Kur’ân’ı dinlemeleri için. Onun huzuruna geldikleri zaman “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur’ân-ı Kerim okuması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.

“Hani cinlerden bir kaçını Kur’ân dinlemek üzere Sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman dediler ki: ‘Kulak verin.’ Sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.”

Demek ki cinlerden bir kaçını Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e yöneltmiş. O’nun huzuruna gelmişler, dikkatle dinlemişler; “Kulak verin.” demişler. Sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak dönmüşler. Mutlaka Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olarak gitmişler ki; uyarıcı olmak şerefine erebilsinler. Tâbiiyet yoksa uyarıcı olmak söz konusu olmaz. Allahû Tealâ’nın yetkili bütün uyarıcıları, kendi mürşidlerine tâbî olarak ruhlarını, vechlerini ve nefslerini Allah’a teslim etmişlerdir.

Allahû Tealâ Ahkâf Suresinin 30. âyet-i kerimesinde şöyle söylüyor:

-46/AHKÂF-30: Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).
Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa’dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk’a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm’e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler.

“Kâlû: dediler ki

yâ kavmenâ: ey kavmimiz

innâ semî’nâ: muhakkak ki biz dinledik

kitâben: bir kitap

unzile: indirilmiş

min ba’di mûsâ: Hz. Musa’dan sonra (indirilmiş)

musaddikan: tasdik eden

mâ beyne yedeyhi: onların elindekini tasdik eden bir kitap

yehdî ilel hakkı: Hakk’a ulaştırır

ve ilâ tarîkın mustekîm: ve Tarîki Mustakîm’e hidayet eder.”

Allahû Tealâ A’râf Suresinde buyuruyor ki:

-7/A'RÂF-159: Ve min kavmi mûsâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).
Ve Musa (A.S)’ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk’a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.

“Ve Musa (A.S)’ın kavminden Hakk’a hidayet eden bir kavim vardır.”

“Ve min kavmi mûsâ: Hz. Musa’nın kavminden

ummetun: bir ümmet vardı

yehdûne: hidayet eder

bil hakkı: Hakk’a

ve bihî ya’dilûn: ve onunla Hakk ile (adaletle) hükmederler.”

Allahû Tealâ A’râf Suresinin 181. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

-7/A'RÂF-181: Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).
Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk’a (Allah’a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.

Allahû Tealâ Yûnus Suresinde Allahû Tealâ diyor ki:

-10/YÛNUS-35: Kul hel min şurekâikum men yehdî İlâl hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men yehdî İlâl hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ, fe mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne).
De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk’a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk’a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk’a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Kul hel min şurekâikum men yehdî ilel Hakk: De ki: Sizin ortaklarınızdan Hakk’a ulaştıracak (hidayet edecek) kimse (kişi) var mı?

kul: de ki

illâhu: Allah

yehdî: ulaştırır

lil hakk: Allah Hakk’a (Kendisine) ulaştırır.

e fe men yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ: Hakk’a hidayet eden mi tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe kendisi hidayete eremeyen kimse mi?

fe mâ lekum: artık size ne oluyor?

keyfe tahkumûn: nasıl hüküm veriyorsunuz?”

Görülüyor ki; hep Hakk’a ulaştıran (hidayet eden) birileri var.

Allahû Tealâ Mu’mîn Suresinde diyor ki:

-40/MU'MİN-38: Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reşâd(reşâdi).
Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım."

Allahû Tealâ: “O emin olan (âmenû olan, mürşid hüviyetindeki) kişi.” diyor. Buradaki “âmenû” kelimesi, başlangıçtaki âmenû olmayı, Allah’a ulaşmayı dileyerek âmenû olmayı değil, irşad makamına gelmiş bir âmenû olmayı ifade ediyor. Allahû Tealâ diyor ki: “Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım.”

Allahû Tealâ Bakara Suresinde buyuruyor ki:

-2/BAKARA-272: Leyse aleyke hudâhum ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve mâ tunfikû min hayrin fe li enfusikum, ve mâ tunfikûne illâbtigâe vechillâh(vechillâhi), ve mâ tunfikû min hayrin yuveffe ileykum ve entum lâ tuzlemûn(tuzlemûne).
Onların hidayete ermesi senin üzerine (vazife) değildir. Fakat Allah, dilediği kimseyi hidayete erdirir. Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, işte o sizin kendi nefsiniz içindir. Siz (ey mü’minler), sadece Allah’ın vechini (Zat’ını, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı) dileyerek infâk edersiniz (verirsiniz). Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, (o) size tamamen ödenir ve siz zulmedilmezsiniz (size haksızlık yapılmaz).

“Leyse: değildir

aleyke: senin üzerine

hudâhum: onların hidayeti.”

Allahû Tealâ: “Onların hidayeti, senin üzerinde değildir.” diyor. Ne değildir? Bir borç, bir vazife değildir. Yazılmamış ama öyle bir mânâ çıkıyor.

ve lâkin: lâkin

Allâhe: Allah

yehdî: hidayet erdirir

men: kişiyi

yeşâu: dilediği”

Allahû Tealâ: “Fakat Allah dilediği kimseyi hidayete erdirir.” diyor.

“mâ tunfikû min hayrin fe li enfusikum: ve hayırdan ne infâk ederseniz, bu sizin kendi nefsiniz içindir.

ve mâ tunfikûne: infâk etmeyin

ille: sadece

ebtigâe: dileyerek

vechillâh: Allah’ın vechini (Allah’ın Zat’ını)

ve mâ tunfikû min hayrin: ve böylece hayra dair (hayırdan) infâk ederseniz.

yuveffe ileykum: size tastamam verilir ve size zulmedilmez.

Allahû Tealâ: “Siz mü’minler başka bir şey için değil, ancak Allah’ın vechini dileyerek infâk edersiniz.” diyor.

Allahû Tealâ Nâziât Suresinde buyuruyor ki:

-79/NÂZİÂT-19: Ve ehdiyeke ilâ rabbike fe tahşâ.
Ve: “Seni Rabbine ulaştırayım (hidayete erdireyim).” de. Böylece huşû sahibi ol.

Musa (A.S) bunu firavuna söylüyor. Musa (A.S) firavuna dedi ki: “İster misin seni Rabbine ulaştırayım (hidayete erdireyim)?”

ehdiyeke: seni hidayete erdireyim.”

Ya da “ehdiyeke” kelimesi ulaşmak istikametinde kullanıldığı için, lugat mânâsı ulaşmak olduğu için “ilâ rabbike: Rabbine ulaştırayım.” Yani neticede ruhun Allah’a ulaşması hidayet olduğuna göre “Seni hidayete erdireyim.” mânâsı da dolaylı olarak çıkıyor.

ehdiyeke ilâ rabbike: seni Rabbine ulaştırayım (hidayete erdireyim)

fe tahşâ: böylece huşû sahibi olasın.”

Kişi hidayete erdirilince huşû sahibi olur.

Allahû Tealâ Kehf Suresinde buyuruyor ki:

-18/KEHF-55: Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ ve yestagfirû rabbehum illâ en te’tiyehum sunnetul evvelîne ev ye’tiyehumul azâbu kubulâ(kubulen).
Ve insanları, onlara hidayet geldiği (hidayete davet edildikleri) zaman Rab’lerinin mağfiretini dilemekten ve mü’min olmaktan men eden (alıkoyan) şey, sadece evvelkilerin sünnetinin, onların başına gelmemesi veya azapla karşı karşıya kalmamalarıdır.

Allahû Tealâ: “Ve insanları, onlara hidayet geldiği zaman (hidayete davet edildikleri zaman) Rab’lerinin mağfiretini dilemekten ve mü’min olmaktan men eden (alıkoyan) şey, sadece evvelkilerin sünnetinin onların başına gelmemesi veya azapla karşı karşıya kalmamalarıdır.” diyor. Kalsalardı ne olacaktı? Hepsi Allah’a ulaşmayı dileyecekti. Hepsi Allah’a ulaşmayı dileyen mü’min olacaktı ve mutlaka 7-8 aylık bir ömürleri varsa ruhları Allah’a ulaşacaktı.

Allahû Tealâ Bakara Suresinde buyuruyor ki:

-2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

“Onlar ki (o huşû sahipleri ki) Rab’lerine mülâki olacaklarına kesin şekilde inanırlar ve onlar Rab’lerine kesin döneceklerdir.”

yezunnûne: kesin şekilde inanırlar

ennehum: muhakkak ki onlar

mulâkû rabbihim: Rab’blerine mülâki olacaktır.

ve ennehum ileyhi râciûn: ve onlar Rab’lerine kesin olarak döneceklerdir.”

Yani: “Onlar Allah’a mülâki olacaklarına ve ölümle yeniden O’na döneceklerine kesin şekilde inanırlar.”

Allahû Tealâ Yûnus Suresinde diyor ki:

-10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

“İnnellezîne lâ yercûne likâenâ: onlar muhakkak ki Bize ulaşmayı dilemezler.

ve radû bil hayâtid dunyâ: dünya hayatından razıdırlar.

vatme'ennû bihâ: onunla mutmain olurlar.

vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn: onlar, Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.”

Allahû Tealâ Yûnus Suresinin 45. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

-10/YÛNUS-45: Ve yevme yahşuruhum ke en lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).

“Ve o gün Allahû Tealâ gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (yani sadece bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek), birbirini tanıyacak. Allah’a mülâki olmayı yalanlayanlar hüsrana düştüler ve hidayete erenler olmadılar.” Yani: “Nesflerini hüsrana düşürdüler ve hidayete erenler olmadılar.” Yani: “Ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar.”

Allahû Tealâ Bakara Suresinde buyuruyor ki:

-2/BAKARA-223: Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum, ve kaddimû li enfusikum, vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûhu, ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne).
Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü’minleri müjdele.

Nisâukum harsun lekum: kadınlarınız sizin için bir tarladır.

fe’tû harsekum ennâ şi’tum: o halde tarlanıza gerçekten dilediğiniz şekilde yaklaşın.

ve kaddimû li enfusikum: ve nefsleriniz için hazırlık yapın.

vettekûllâhe: ve Allah’a karşı takva sahibi olun

va’lemû ennekum mulâkûh: ve mutlaka O’na mülâki olacağınızı bilin

ve beşşiril mu’minîn: ve mü’minleri müjdele.”

İşte arka arkaya gelen âyetler, hep aynı büyük hakikati söylüyor. İnsan ruhu Allahû Tealâ tarafından bütün insanlara doğar doğmaz üfürülür ve derhal vücudumuzun şeklini alır. Ruh öyle bir varlıktır ki; üfürüldüğü an bizim vücudumuzun şeklini derhal alır. Ruh dilediği zaman vücudumuzu terk etmek yetkisinin sahibidir. İstediği an vücudumuzdan ayrılır. İstediği an tekrar geriye döner. Ruhumuza hükmetmek imkânına sahip değiliz. Ama ruhun vücudumuzda olması veya olmaması, yaşamamızı veya yaşamamamızı işaret etmez. Bir insan doğar, yaşar ve ölür. O kişi yaşadığı sürece ruh onun vücuduna dilediği zaman girer, dilediği zaman çıkar. Kişi bunu hiçbir zaman hissedemez. Ama ruh vücuttan ayrılıyor diye hiç kimse ölmez. Daha ötesi, Allahû Tealâ bütün insanları ruhlarını hayattayken Kendisine ulaştırsınlar diye yaratmıştır.

İrciî ilâ rabbiki: Rabbine rücû et (geri dön). Geri dönerek Rabbine ulaş.” ifadesi, ruha aittir. Allahû Tealâ bunu üzerimize farz kılıyor: “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh: Allah'tan razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanarak.”

-89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!

-89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

-89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

-89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.

“Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh: Ey mutmain olan nefs!

irciî ilâ rabbiki: Rabbine geri dön (rücu et).

râdıyeten mardıyyeh: Allah'tan razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanarak.

fedhulî fî ibâdî: o zaman kullarımın arasına gir.

vedhulî cennetî: ve cennetime gir.”

İfade, ruha da veche de nefse de sesleniyor. Allahû Tealâ: “Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh: Ey mutmain olan nefs!” diyor. Bu, nefse hitaptır. “İrciî ilâ rabbiki” nefse hitap değildir, ruha hitaptır. Allahû Tealâ nefse sesleniyor: “Ey mutmain olan nefs!” Yani bu nefs, Emmare kademesini geçmiş. İlk %7 nuru almış. Baştan %2 rahmet nuru almış. Sonra %7 fazl nuru almış; Nefs-i Emmare. Bir %7 fazl nuru daha almış; Nefs-i Levvame.

Ruh, Nefs-i Emmare’de 1. gök katında, Nefs-i Levvame’de 2. gök katındadır. Nefs-i Mülhime, 3. defa %7 nur alıyor; 3. katta. Mutmainne, 4. defa alıyor; 4. gök katında. Bu nefstir. Nefsin Emmare, Levvame, Mülhime ve Mutmainne kademelerine paralel olarak ruh 1., 2., 3. ve 4. gök katlarını aşıyor.

Allahû Tealâ: “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh: Rabbine geri dön. Allah'tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan.” diyor. Bu da 6. ve 7. gök katlarının aşılması. Allahû Tealâ’ya ruhun geri dönmesi anlatılıyor.

“Ruh Allah’a ulaşır mı?” sualinin cevabı olarak size ardarda 20’den fazla âyet sıraladık. Bu âyetlerin hepsi Kur’ân-ı Kerim âyeti. Bu âyetler, insan ruhunun insan hayattayken vücudundan ayrılıp Allah’a geri döneceğinin kesin işaretleridir. Bu âyetler Kur’ân’da durduğu sürece, hiç kimse “Ruh vücuttan ayrılır da Allah’a döner.’ sözü bir saçmalıktır.” diyemez. “Ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür.” sözü asıl o, bir saçmalıktır.

Kim size derse ki: “Ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür.” O kişi Kur’ân-ı Kerim’i hiç bilmeyen bir zavallıdır. Ruh, dilediği an vücuttan ayrılır. Dilediği an tekrar vücuda geri döner. Hiç kimse ruhunun vücudundan ayrıldığını hissedemez. Kaldı ki; insanların çoğu zaten ruhunu Allahû Tealâ’ya ulaştırmıştır. Allah’a ulaşmayı dileyenlerin 7-8 ay hayatta kalanların hepsi mutlaka ruhlarını Allah’a ulaştırırlar. Daha doğru bir ifadeyle, Allah onların ruhlarını Kendisine ulaştırır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepinizi çok ama çok sevdiğimizi bir defa daha belirterek huzurlarınızdan ayrılıyoruz. Allah hepinizi sadece ruhlarını değil, fizik vücutlarını da nefslerini de iradelerini de Allah’a teslim edenlerden kılsın, dualarımızla, dileklerimizle…

 

Hidayet Allah'a ulaşmaktır

Bakara Suresi 120. Ayet kul inne hudâllâhi huvel hudâ De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”

kul: de, söyle  
inne: muhakkak ki, hiç şüphesiz  
hudâllâhi (hudâ allâhi): Allah'ın hidayeti, Allah'a ulaşmak  
huve: o  el hudâ: hidayettir

Ali Imran Suresi 73. Ayet kul innel hudâ hudallâhi De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.)

kul: de, söyle  inne el hudâ: muhakkak ki hidayet (Allah'a ulaşmak) 
hudâ allâhi: Allah'ın hidayetidir (Allah'ın Kendisine ulaştırmasıdır)


Ey Yüce Allah'ım, beni de ermiş evliyalarından kıl. Milyonlarca ermiş evliya sana ulaşmayı diledi ve sen onların ruhlarını kendine ulaştırdın. İşte bende öyle bir evliya olmak istiyorum. Bunu Kuran-ı Kerim'de son derece kolaylaştırmışsın. " Bir tek talebiniz kafidir, bunun için yapacağınız şey sadece bunu benden dilemektir" diyorsun Yarabbi! İşte diliyorum Yüce Allah'ım. Ben ruhumu sana ulaştırmak ve senin ermiş Evliyan olmak istiyorum. Eğer dileğim kalbi değilse bana kalbi dilek yapmayı nasip kıl. "Allah’ım ben ruhumu sana mutlaka ulaştırmayı diliyorum”.
Kim yukarıda ki dua'yı dilden değil kalpten söylerse işte o derecede üst boyutta bir kul olacaktır. Allahu Teala onu dünya ve cennet saadetine mutlaka ulaştıracaktır.

Peygamberlik iftirasına cevap

Ahlat ağaçları

Hidayet Nedir?

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 15 Haziran 2010 yılına ait takvim yaprağının ön yüzünü görmek için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz:

http://www.diyanet.gov.tr/yayin/diyanet_takvimi/ankara2010/haziran.pdf

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 15 Haziran 2010 yılına ait takvim yaprağının arka yüzünü görmek için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz:
http://www.diyanet.gov.tr/yayin/diyanet_takvimi/arka2010/Haziran.pdf

Valid XHTML 1.0 Transitional CSS ist valide!

porno